Haftasonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Haftasonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2015 Cumartesi

Hafta Sonu Keşifleri: Akdeniz Esintisi Lucina

Ataşehir’ de ara sokaklar arasında dolaşırken, Ataşehir’ in incisi Lucina’ yı farkettim. Farkettim, ama yürüme mesafesinde olmasına rağmen, yanı başımdaki güzelliği bir türlü değerlendiremedim. Bu güneşli kış Cumartesi gününde Lucina’ dayım.

12 Ocak 2015 Pazartesi

Hafta Sonu Keşifleri: Karaköy Mescid-i Sokak

Favori mekanım Karaköy’ deki yeni keşfim, belki bir çoğunuzun  bildiği, renkli ampüllerle süslenmiş asma yapraklarının altında uzanan Mescid-i Sokak oluyor.

Minik minik kafeler masalarını sokağa atmış, sobaların altında herkes bir neşe, bir muhabbet yemeklerini yiyor.

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Hafta Sonu Keşifleri: A’YA Lounge, Four Seasons Hotel Sultanahmet

Tarihi yarımada olarak geçen bölgeyi çok severim.

Eminönü, Mısır Çarşısı, Kapalı Çarşı, Sultanahmet Camii ve meydanı, Ayasofya, Topkapı Sarayı, Arasta Çarşısı,... Ne zaman gitsem, İstanbul' un güzelliğini de, karmaşasını da, renkliliğini de bir arada yaşarım. Mısır Çarşısı ve Süleymaniye Camii ile ilgili daha önce yazdıklarımı okumak isterseniz, linki tıklayarak detaylara ulaşabilirsiniz. Tıktık!

Hafif esintili bir yaz günü ailemle birlikte Four Seasons Hotel Sultanahmet'e uğradık.
 

3 Ağustos 2014 Pazar

Hafta Sonu Keşifleri: Ronnefeldt Çay Evi

1823 yılından bu yana hizmet veren Ronnefeldt Alman çay markasından arkadaşımın tavsiyesi sayesinde haberdar oldum.


31 Temmuz 2014 Perşembe

22 Haziran 2014 Pazar

Bodrum Keşifleri: Karafaki Gümüşlük

Bodrum’ un balıkçı kasabası Gümüşlük’ teyiz. Yürüyerek geçilebilen (su bazı yerlerde dizinizin üzerine çıkacaktır) Tavşan Adası manzaralı küçük balıkçı, kafe ve çay bahçelerinin olduğu sevimli sahil şeridinde hafif bir yürüyüşten sonra Karafaki’ ye geçiyoruz.

19 Haziran 2014 Perşembe

Bodrum Keşifleri: Havva Ana

Yaz geldi, birçoğumuz için tatil sezonu başladı, deniz kenarı bir yerlere gitmeye başladık. Ben de bu hafta, sezonu Bodrum' da yazlık ev moduyla açtım. Son yıllarda, Bodrum tatillerimi genelde otelde geçirdiğim için kahvaltı ve akşam yemeklerini otelde yer, yemek sonrası gezip dolaşmaya çıkardım. Haliyle, birçok lezzet mekânını da arkadaşlarımdan duymuş olmama rağmen bu sene ilk defa deneyebiliyorum.
 

30 Nisan 2014 Çarşamba

Hafta Sonu Keşifleri: Dem Karaköy

Sonunda aradığımı buldum!
Güzel porselen demlik ve fincanlar ile servis edilen bir çay evi. Aynı Londra' dakiler gibi, hatta hizmet kalitesi, güler yüzlü garsonlarıyla çok daha iyisi. Sarılı, yeşilli tonlar ile dekore edilmiş, sıcacık bir ortam...

22 Nisan 2014 Salı

Hafta Sonu Keşifleri: MarieBelle

Hafta sonu keşifleri uzaklardan, yolunuz düşerse uğrayın diye...

New York Soho’ da sokak sokak dolaşırken biraz soluklanmak için karşımıza ilk çıkan kafeye girdik ve MarieBelle ile tanıştık.
 



2 Nisan 2014 Çarşamba

Hafta Sonu Keşifleri: Duble Meze Bar

Duble Meze Bar’ ın mezelerinin methini duymuştuk.
Pera’ daki Palazzo Donizetti Oteli’ nin 7. katında yer alıyor. Cumartesi akşamı için rezervasyon yaptırmak istiyoruz, 2 seanstan 21.30u tercih ediyoruz. Bu ara o kadar popüler ki, 1 hafta öncesinden arayıp yer bulamıyoruz. Son anda iptal eden biri sayesinde gidebiliyoruz.

 
Şık ve ferah bir ortamı var, ışıl ışıl Haliç manzarası bizi karşılıyor. Yerimizi alıyoruz, ilk dikkatimi çeken meze servisi için kaşıkların masalarda bardak içerisinde güzel bir sunumla hazır olmasıydı. Garsonumuz menüyü veriyor. Yaklaşık 20 çeşit soğuk meze, 15 çeşit sıcak meze, 4 çeşit ana yemek, salata ve tatlıdan oluşan menüyü inceliyoruz. Her şey güzel güzel yazılmış ama biz bara gidip görerek seçmek istiyoruz.  Barmenimiz mezelerin içeriğini de tek tek anlatıyor, böylece rahatlıkla karar veriyoruz.
 
Türk ve Ermeni mezelerinin modernleştirilerek sunulmuş halleri hızlıca masamızda yerlerini alıyor. Favorim; hardallı levrek ve pastırmalı karides oldu. Porsiyonlar resimlerde görüldüğü büyüklükte; ne çok az ne çok fazla diyebilirim.


 DJ eşliğindeki müzikleri de çok sevdim.
"Kıskanır rengini baharda yeşiller, sevda büyüsü gibisin sen Firuze...",
"Duydum ki seni terk etmiş oh olsun, yalnız bırakıp gitmiş oh olsun...",
"Oldu en sonunda oldu bim bam bom, rüyalarım gerçek oldu bim bam bom...",
nameleri eşliğinde 70ler, 80ler, 90lar ard arda çaldı. Müzik giderek hızlanınca herkes şarkılara eşlik etmeye, tempo tutmaya başladı. Birkaç şarkıda dayanamayıp dans edenlerin içerisinde ben de varımJ

Genel olarak yemekler lezzetli, servis hızlı, garsonlar ilgiliydi. Bu arada, garsonumuzun da mezeleri dağıtırken kendini müziğin ritmine kaptırdığını gördüm.

Adresi: PALAZZO DONIZETTI HOTEL Meşrutiyet Cad. No:85 Kat:7 Pera, İSTANBUL


Sevgiler,
İpek

Not:
*Biz, daha çok keyif yapmak istedik ve meze çeşitlerini bol tuttuk. İyice doymak isteyenlere, ana yemeği de siparişlerine dahil etmelerini tavsiye ederim.
*Fiyat bütçenize uygunluğuna karar vermek için web sitesindeki menü fiyatlarına bakabilirsiniz.
*Sigara içenler için ön tarafta sobalı ve manzaralı terasları var.

 

24 Şubat 2014 Pazartesi

Hafta Sonu Keşifleri: Biber Burger

Hafta sonu, methini duyduğum Biber Burger' de yedim. Beşiktaş'ta iskeleden çıkıp Ortaköy'e giderken (Çırağan Caddesi), Bahçeşehir Üniversitesi’ nin karşı çaprazında yer alıyor.
6 masalı, rahat, sade ve zevkli dekore edilmiş. Soho' daki kafeleri andıran bir havası var. Gördüğüm kadarıyla daha çok üniversite öğrencileri ve turistler geliyor.
 
Oturuyoruz, hemen menü önümüze geliyor. Merak edecekler için menünün fotoğrafını çekiyorum. Menünün büyük kısmı 180gr dana eti ile hazırlanan burgerlerden oluşuyor. 2 adet 150gr tavuk eti ile hazırlanan seçenek de mevcut.
Jalapeno biberli, toz parmesanlı sosu olan Amarillo' yu denemeye karar veriyorum. Baharatlı patates kızartması minik sepetler içerisinde sunuluyor. Masada Heinz ketçap, mayonez ve hardal da hazır.
Daha ne isterim ki? Burgeri mideme indiriyorum J Servisi hızlı, sosu oldukça lezzetli, porsiyonu doyurucu... 
 
Beşiktaş civarında oturanlar ya da çalışanlar için servis hizmeti de var.

İlgilenenler için adresi ve facebook bilgisi;
Adresi: Yıldız Mah., Çırağan Cad., No:11, Beşiktaş, İstanbul

Afiyet olsun...

Sevgiler,
İpek

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Karadeniz’ de Haftasonu

Gecikmiş bir yazı ile sizleri baş başa bırakıyorum..

Mart ayının son hafta sonundayız. Cumartesi sabahı 8 uçağı ile Trabzon’ a gidiyoruz. Havalimanında arabamızı kiralıyoruz ve ilk durağımız Sümela Manastırı’ na doğru yola koyuluyoruz. Yol üzerinde, Maçka merkezi geçtikten sonra nehir kenarındaki Sümer Restaurant’ da kahvaltı için duraklıyoruz. Yöresel kahvaltımızın kralı, meşhur Trabzon ekmeği, daha önceden mıhlama diye bildiğimiz kuymak ve kaygana…

Sümela Manastırı, Altındere Vadisi Milli Parkı içerisinde yer alıyor. Sarp kayalıklar üzerine kurulmuş. Arabanın gidebildiği yere kadar ilerleyip, sonrasında kısa bir yürüyüşe başlıyoruz. Dağlar koyu yeşil çam ağaçları ile bezenmiş, parlak güneş yüzümüzü ısıtıyor. Kayalıkların gölgesinde yaşlı bir amca bizi kemençe ile karşılıyor.
Tarihi 13. yüzyıla dayanan manastıra, dar ve dik merdivenden çıkarak giriş yapıyoruz. Ana girişten geçtikten sonra iç merdivenden inerek avluya geliyoruz. Avlunun etrafında kilise, şapel, mutfak, yemekhane, muhafız odaları, kütüphane gibi odalar var. Kilisenin duvar ve tavanlarında 18. yüzyıldan kalma freskler var. Aynı şekilde dış duvarları da fresklerle donatılmış. Fresklerin üzerlerinin isimlerle kazınmış olması gerçekten çok üzücü.
Rehbersiz gelecek olanlara, müze girişinde tanıtıcı broşür istemelerini tavsiye ederim.
 

Milli park içerisinde bol bol fotoğraf çekip,  yavaş yavaş Uzungöl’ e doğru yola koyuluyoruz. Karayolu ile ulaşım oldukça kolay. Sahil yolunu çok seviyorum, geniş ve trafiksiz.
Sırasıyla Sürmene, Of ve Çaykara’ dan geçiyoruz.
Uzungöl’ e çıkarken birçok evin bahçesinde karalahana ekilmiş olduğunu görüyorum. Evler hep dik tepelere ve birbirinden uzak yapılmış. İlkokulda öğrendiğimiz yaygın yerleşme şeklini sonunda görmüş oluyorum. J
Evlerden yola inen ve eşya taşımak için kurulan mini teleferikler de çok hoşumuza gidiyor.

Uzungöl’ e vardığımızda hava kararmak üzere. Göl etrafında biraz yürüyüş yaptıktan sonra, arabayla turlayıp akşam yemeği için seçeneklere göz gezdiriyoruz. Dikkatimizi çekenler Migron, Şeflerin Yeri ve İnan Kardeşler…

Eşyalarımızı, gece konaklayacağımız Gobleç Otel’ e yerleştireceğiz, sonra da yemek yemeğe geleceğiz. Burası Mayıs 2012’ de kurulmuş, yeni ve temiz bir otel. Sohbetimizde öğreniyoruz ki, eskiden fındık sapları yumuşatılarak sepet örülürmüş. Bunu yapan kişilere de Rumca’ da gobleç denilirmiş. Otel sahibinin dedesinin lakabı “gobleç”miş ve otelin ismi de buradan geliyormuş.

Akşam yemeği için kararımız, bölgenin en eskilerinden, kendi deyimleriyle Uzungöl’ ün babası İnan Kardeşler. Menümüzde tereyağında leziz alabalık, salata ve sütlaç var. İçerisi ahşap ile dekore edilmiş, sıcacık bir mekan...

Pazar sabahı uyandığımızda, doğa bize sürpriz yapıyor. Her yer bembeyaz ve lapa lapa kar yağıyor. Sanırım temiz havadan olsa gerek, erkenden ve dinç bir şekilde uyanıyoruz.
Kahvaltımızı yapar yapmaz, göl etrafında yürüyüşe geçiyoruz. Bembeyaz dağlar arasında bir göl hayal edin.. Uzaktan ince uzun minareli camii ve dumanı tüten evler. Kimsecikler yok etrafta, kar üzerinde sadece bizim bastığımız yerlerin izleri. Göldeki ördekler bize eşlik ediyor. :)

                                                      
Şimdi istikametimiz, Çayeli çıkışında yer alan Hüsrev… Sahibi Fahri Hüsrev’ in, restorana gelen ünlü simalar ile fotoğrafları duvarları süslemiş, kendisi şimdi Ankara’ daymış. Kuru fasulye, pilav, süzme yoğurt, turşu ve karalahana dolmasını bir çırpıda yiyip bitiriyoruz. Lezzetlerini kelimelerle anlatmam mümkün değil. Kuru fasulyenin kralı, süzme yoğurdun en lezzetlisi burada diyerek özetleyeyim. Siz en iyisi, uğrayın ve tatlarını deneyimleyin.
Mideler dolu Ayder yaylasına doğru yola koyuluyoruz. Uzungöl inişinde bizi karşılayan pırıl pırıl güneş halen bizimle. Yaylaya çıkmamız uzun sürüyor. Yeşil o kadar yeşil, dereler o kadar gürül gürül ki, izleyebilmek ve fotoğraf çekebilmek için sayısız mola vermeden duramıyoruz.

 
Molalarımızdan birisinde Mikron Köprüsü’ nü görüyoruz. 19 yüzyıl Osmanlı Dönemi’ nde halk tarafından yaptırılmış, 1998 yılında Karayolları tarafından onarılmış eski ve geniş kavisli bir taş köprü. İki yanını çimler sarmış, etrafı ağaçlar ile kaplı…
Yola devam edip daha yukarılara çıktıkça, masallardaki karlar ülkesi geliyor aklıma. Ayder’ in sık ve uzun ağaçlarını bembeyaz karlar narince kaplamış. Hava o kadar sakin, ortam o kadar naif ki… Hepimizin sesi kesiliyor, baktıkça bakıyoruz. Keşke daha iyi fotoğraf çekebilseydim de bu görüntüleri hafızamızdan kaybolmayacak şekilde alabilseydim…

Önceden methini duyduğumuz yayla yürüyüşlerini hava durumu sebebiyle yapamıyoruz. Yaylada biraz sohbet, biraz yürüyüş, bir iki dükkan ziyareti yapabiliyoruz. Buraların en iyi mevsiminin Temmuz – Ağustos ayları olduğunu öğreniyoruz.

Yavaş yavaş dönüş yoluna geçiyoruz..
Rize Merkezi’ ne çok yakın Ziraat Parkı’ nda biraz soluklanıyoruz. Semaverde gelen çayımızı deniz manzarası eşliğinde yudumluyoruz. Aslına bakarsanız, içip içip yenisini dolduruyoruz.

Canınız Hamsili Pilav çektiyse, Rize’ deki Evvel Zaman’ a buyurun… Biz de Mehmet Yaşin’ den duyduk. 2 katlı, eski bir konak. Odalara masalar yerleştirmişler. Yerler, kapılar, odalardaki vitrinler ve dolaplar ahşap. Vitrinlerin rafları dantel örtüler ile süslenmiş. Rahat bir ortam Hem cafe, hem restoran hizmeti veriyor.  Hamsili pilavının da oldukça lezzetli olduğunu eklemeyi unutmayayım.

Ne zaman ayarlayabiliriz bilemiyorum ama tekrar gelmek ve yaylalarda dolaşmak üzere karar verip havalimanına doğru yol alıyoruz. Gönlümüz, aklımız burada kaldı.

Sevgiler,
İpek

Not:
*Trabzon’ da daha uzun vakit geçirebilecekler, Atatürk Köşkü ve Ayasofya Müzesi’ ni ziyaret edebilirler.

*Evvel Zaman’ da hamsili pilav yemek için öncesinde arayıp haber vermeyi unutmayın, hazırlığı gündüzden yapılıyor.

Karadeniz' in dalgaları
Rize' nin peynirleri
Hamsili pilav pişmeden önce