26 Ağustos 2012 Pazar

Eğlence Universal Orlando' da..


Orlando/Florida’ da üç ayrı eğlence dünyası;
Universal Orlando, Disney World, Sea World

Orlando seyahatine karar vermek, hangi parklara gideceğimize karar vermekten daha kolay oldu. Temalı bir park cennetine gidiyorduk ve sınırlı zamanımız vardı.

Showlar, roller coasterlar, canlandırmalar, temalı cafeler, oteller, City Walk (akşam vakit geçirmek isteyenler için restoran ve barlardan oluşan bir cadde) ve tabiki sayısız dükkan, sayısız oyun alanı…

Hangisi, hangisi, hangisi derken, Universal Orlando’ ya karar veriyoruz.

Universal Orlando;  Islands of Adventure (Macera Adası), Universal Studios (Universal Stüdyoları) ve Wet’n Wild (Islak ve Vahşi) isimli 3 ayrı bölümden oluşuyor. Her bölüm/park için birer gün ayırmak yeterli oluyor. 2 günümüz var, Macera Adası ile Universal Stüdyoları’ nı tercih ediyoruz.

En en en eğlencelisi, Macera Adası..
Harry Potter, Spider-Man, Hulk, Dragon Challenge, Jurassic Park River Adventure, Popeye ve diğer birçok oyun Macera Adası’ nda bizlerle..












Girer girmez, koşarak Hulk’ a gidiyoruz. Güvenlik kemerleri kapatılınca, sıkıca tuttum. Ama o yeterli değil, eşimin de kolumu yine sıkıca tutmasını istedim. Artık hazır sayılırım. Tren yeşil raylardan önce yavaş yavaş sonra birden hızlanarak kaymaya başladı. Gözlerim bir açık, bir kapalı.. Çığlık çığlığa bağırarak birkaç dakikayı geçirdim ve bitti. Bu, Hulk ile tanışmamız oldu. İkinci binişimde, yolculuğu aynı ritüeli gözlerim tamamen açık, etrafımı inceleyerek tamamladım.  Yetmedi, üçüncü ve dördüncü kez de bindim. Artık iyice rahatladım ve eğlencenin keyfine varıyorum. Kameranın yerini de görmüştüm, reklamlarda gördüğümüz, eller kollar havada gülümseyen pozlarını vermeye başlıyorum J

Dragon Challenge, kırmızı-mavi 2 yolculuğun birbirine geçtiği, benim cesaret edemediğim diğer bir roller coaster..

Yepyeni bir oyun!
Harry, “Haydi Beni Takip Edin” dedi ve bindiğimiz tren raylardan kayarak bizi Harry’ nin peşinden sürükledi. Gökyüzünde yapılan maça da katıldık, karanlıklardaki mücadeleye de..  Çıkışta, Butter Bear yudumlayarak soluklanıyoruz, filmdeki büyü malzemelerinin olduğu dükkanları geziyoruz.
Sırada 3D Spider-Man! Gökdelenlerin arasından bir aşağı bir yukarı uçuyoruz.. Patlamadan kendimizi zor kurtardık. Önümüze kadar geldi, selam verdi, neredeyse dokunacak gibi hissettik. J

Jurassic Park River ve Popeye, Orlando sıcağında serinlemek ve aynı zamanda eğlenmek için güzel bir fırsat.. Yanınızda yedek kıyafet bulundurmayı unutmayın..

Bir sonraki gün Universal Stüdyoları’ nda Revenge of the Mummy, The Simpson Ride, Twister, Men In Black, E.T. ve Disaster ile birlikteyiz.
The Simpson Ride, biraz sıkıcı gibi gözüküyor. Roaller Coaster ve diğer 5D lerde olduğu gibi eşyalarımızı dolaplara koymamız istenmiyor, demek ki sakin bir aktivite diye tahmin ediyoruz. Uzun kuyruğa girsek mi girmesek mi derken, bir daha ne zaman geleceğiz düşüncesiyle bekliyoruz, bekliyoruz, bekliyoruz.. Kutu gibi bir odaya alıyorlar bizi, toplamda 6 kişiyiz. Eşyalarımızı da yan tarafa yere bırakıyoruz.  Işıklar kapanıyor ve o kutu gibi oda, en güzel 5D macerasına dönüşüveriyor. Aaaaaaahhhhh, aşağıya düşüyoruuuuuzzzz… Çok hızlı gidiyoruuzz, niye bizi bağlamadılar ki?!.. Şimdi de, sağ taraftan bir şeyler geliyor, kafayı eğmeli.. İnanmıyorum, bebek Maggie’ nin ağzına doğru gidiyoruz J Çilekli sakız kokusu gelmeye başladı..  Ohh sonunda bitti..
Işıklar açılıyor ve yine aynı yerde kutu gibi odamızdayız. Bugüne kadar gördüğüm, en güzel 5D sürüşünü tamamlamış olduk..
O kadar uzun kuyruk olmasa, tekrardan binerdik mutlaka..

Twister ve Disaster grup halinde girdiğimiz, bize durumu yaşatan canlandırmalar..
İçeride gerçekten rüzgar esiyor, birden elektrikler kesiliyor, ileride bir araba uçuyor ve tam önünüze düşüyor..

Oradan oraya koştururken bir baktım; Homer, Marge, Bart ve Maggie yanımdan geçiyorlar.. Bart elimden tuttu ve hep birlikte fotoğraf çektirdik. Çok tatlıydılar..

Artık dönmek üzere hazırlanırken, sirenlerini çala çala bir polis arabası geldi, önümüzde durdu. İçerisinden birkaç polis çıktı ve şarkı söylemeye başladı. Herkes dans etmeye başlıyor, inanılmaz keyifli..
İki günün sonunda bağırmaktan sesim kısıldı, gülmekten yanaklarım ağrıdı.
Gerçekten çok çok eğlendim ve imkanı olan herkese tavsiye ederim.

Sevgiler,
İpek

Notlar:
*Biletler kombine olarak alınabiliyor. Her park için mutlaka 1 gün gerekiyor. Hem deneyecek çok oyun var, hem de uzun kuyruklar var.
Sırada beklemek istemeyenler için biraz daha fazla ücret ile “Priority Pass” alınabiliyor.

*Parka girdiğinizde harita edinmeyi unutmayın.

*Alışveriş için farklı temalarda, kıyafet, kırtasiye, oyuncak,… bir sürü seçenek var. Hepsi, “Beni Al, Beni Al” şeklinde sunulmuş, insan kendini zor tutuyor..

*Farklı bir yerde konaklasanız bile, ücretsiz tekneler ile otellerin olduğu bölgeye gidip gezmeyi de programınıza alın.


2 Ağustos 2012 Perşembe

Bayram Çikolatalarımızı Kendimiz Mi Yapsak?

Ramazan Bayramı’ na az kaldı.
Bayramlar şenliklidir. Günler öncesinden hazırlıklar başlar. Bayram temizliği yapılır. El açması börekler, baklavalar hazırlanır. Kapı kapı dolaşan çocuklara ikram edilmek üzere şekerler, çikolatalar, lokumlar hazır bulundurulur. Ellerini öpmeye gelen torunlar için de harçlıklar ve hediyeler hazırlanır.
Büyük şehirlerde, çocukların şeker toplama ritüeli azalsa bile, eve gelen misafirlere mutlaka mis kokulu bol köpüklü Türk kahvesinin yanında, şeker, çikolata, lokum ya da badem ezmesi ikram edilir. Maksat ağızlar tatlansın J
Bu yıl bayram çikolatalarınızı kendiniz yapmayı denemek ister misiniz?
İsteyenler için çok güzel, denenmiş ve pratik tariflerim var.
Antepfıstığı Rochas
Malzemeler:
300g sütlü(ya da fildişi) damla/parça çikolata, 1.5 su bardağı file antepfıstığı 0.5 su bardağı pudra şekeri
Yapılışı:
Antepfıstığı tepsiye yayılır, pudra şekeri ile karıştırılır. Birkaç damla su ile pudra şekerinin antepfıstığına yapışması sağlanır. 175˚C fırında yaklaşık 5-10dakika hafifçe kavrulur.
Sütlü(ya da fildişi) çikolatanın 2/3 ü benmari usulü eritilir. Buhardan alınan eritilmiş çikolataya kalan 1/3 çikolata ilave edilir, çikolatalar eriyinceye kadar spatül ile karıştırılır.
Elde edilen karışım el blenderı ile 1 dakika kadar karıştırılır. Tekrar buhar üzerine konularak (çok kısa bir süre) birkaç derece ısınması sağlanır.
Antepfıstığı ilave edilerek, çikolata ve antepfıstığı karıştırılır. Elde edilen karışım, folyo serilmiş tepsiye lokmalar halinde dökülür. Çikolatanın soğuması için 18 ˚C’ lik sıcaklıkta bekletilmesi yeterlidir.
Soğuduktan sonra folyo üzerinden alınarak servis edilir.
Püf noktaları:
*Benmari usulünde çikolatanın kaynamaması gerekiyor. Alttaki sudan buhar çıkmaya başlayınca ocaktan alınmalı, karıştırmaya devam edilmelidir. Çikolata yanarsa, soğuduğunda parlaklığı gider.
*El blenderı ile karıştırırken köpük oluşturulmaması gerekiyor. Köpük oluşması halinde, çikolata soğuduğunda üzerinde baloncuk oluşur.
Bitter Truffle
Malzemeler:
300g bitter çikolata, 100g krema, 1 çorba kaşığı nescafe classic, üzeri için kakao
Yapılışı:
Krema kaynama noktasına kadar ısıtılır. Kahve ilave edilerek, karıştırılarak eritilir.
Kırıklar halindeki çikolatanın üzerine hazırlanan karışım dökülür. Çikolata buhar üzerinde karıştırılarak eritilir.
Karışım soğuyuncaya kadar mikser ile çırpılır. Sonrasında buzdolabında soğumaya bırakılır.
Soğuyunca el ile misket haline getirilerek şekil verilir, kakaoya bulanır, minik çikolata kağıtlarına konularak servise hazır hale getirilir.

Şimdiden afiyetler olsun. Herkese iyi bayramlar J
Sevgiler,
İpek

Not:
Yok ben uğraşamam, hazır almak isterim derseniz, önerilerim;
*Badem ve fıstık ezmesinin kralları Bebek Badem Ezmecisi ya da Cemilzade.  Ağızda eriyor, muhteşem bir lezzet…
*Çifte kavrulmuş fıstıklı lokumda birinci Pelit. Şeker oranı gayet iyi ayarlanmış, yarım kiloyu tek başına bitirmişliğim vardır.
*Makaronların en lezzetlisi, en estetiği için Laduree. Çiçeklisi, fıstıklısı, çileklisi, hepsi birbirinden güzel, birbirinden lezzetli…
*Her bütçeye uygun, bol alternatifli çikolata çeşitleri için Kahve Dünyası.

Dip Not:

*Bu tarifleri denerken resim çekmemişim, o yüzden resimleri internetten temin ettim.

29 Temmuz 2012 Pazar

Kendinize Marmaris’ de Bir Tatil Hediye Etmek İsterseniz; D-Hotel Maris’ e

Deniz muhteşem…
Kumsal muhteşem..
Manzara muhteşem..
Yıllardır hep reklamlarını gördüğüm, aklımın bir köşesinde yer etmiş, öyle veya böyle bir sebepten dolayı, hep bir sonraki yıla ertelemiş olduğum, D-Hotel Maris’ e nihayet bu yıl gidebildim. Sanırım tatile çok ihtiyacım varmış, bu kısa tatil çok çok iyi geldi.
Dalaman Havalimanı’ ndan otele ulaşmak için mis gibi çam kokulu, aynı zamanda da bol virajlı yaklaşık 1,5 saatlik bir yolculuğun ardından otelimize ulaştık. Arabadan indiğimde virajların etkisiyle yüzüm bembeyazdı.
Otelin kapısı açılıp, lobiye girdiğim andan itibaren, tatlı bir serinlik yüzüme çarptı. O andan itibaren, görünmez sihirli bir değnek ile tüm düşünceler, iş, güç, yorgunluk, hepsi geride kaldı.
Güler yüzlü bir hanım bizi karşılayarak,  yüksek tavanlı, modern döşenmiş, serin lobide biraz dinlenmemiz için misafir etti. Buz gibi kokteyllerimizi yudumlarken, oda girişi için işlemlerimiz tamamlandı ve görevli beyefendi otel ile ilgili kısa bir tanıtım yaptı.
Veee tatil başladıııııııııı…….
Otelimiz, tepe üzerine kurulmuş olduğundan, deniz kenarına ulaşmanın en kolay yolu panoramik asansör ya da lobiden binebileceğiniz shuttle’ ları kullanmak oluyor. Biz en çok asansörü kullandık, bir kere de meraktan shuttle’ ı denedik. J

5 adet özel plaj bulunuyor, Bay Beach, Coliseum (2 plaj), Silence Beach ve Executive Beach.. İtiraf ediyorum, beni en cezbeden kısımlardan biri, kumsalların beyaz kum olmasıydı. Duyduğum kadarıyla, Mısır’ dan özel olarak getirtilmiş.








Bay Beach asansör ile ulaşabildiğimiz otel tarafındaki plaj. Uzun kumsalı ve uzun ahşap iskelesinin yanı sıra, çamların altında dinlenmek, müziğin keyfini çıkarmak, arada voleybol oynamak isteyenler bu plajı tercih ediyorlar. Çamların mis kokusu altında şezlonga uzanıp kitabınızı okumak, arada bir şeyler yudumlamak, deniz-kumsal-palmiyelerden oluşan manzarayı seyretmek, sonra tekrar kitaba dalmak çok çok keyifli.
Plajdan plaja geçmek için tekneler kullanılıyor. Tekneye biniyoruz, hooop Silence Beach’ deyiz. Sessiz olmamız lazım; telefonlarımızı kısıyoruz, mümkün olduğunca teknolojiden uzak bir gün geçirmeye çalışıyoruz. Birçok misafir gibi biz de 2li kanoyu deniyoruz.
Bir sonraki gün, Coliseum’ dayız. Bu plaj 2 koydan oluşuyor, birinde uzun beyaz bir kumsal, karşıda tavşan adası ve açık deniz, diğerinde uzun ahşap bir iskele, uçuşan beyaz tülleriyle localar ve açık deniz. Coliseum’ un kumsal plajına ve denizine bayıldııımm, ba-yıl-dım! Burada yüzerken, en çok tekrarladığım cümle, “Muhteşem, Aynı Tekne Turunda Gibiyiz!!!” oldu. Denizden sadece dinlenmek için çıktım, diyebilirim.
Güzel bir tatilin, bana göre, en önemli kısımlarından biri de keyifle yenen yemeklerdir. Hem açık büfe, hem de ala-carte restaurant’ larda yediğimiz yemekler nefisti. Öyle ki, hangisine gitsek, aklımız diğerinde kalıyordu. Yemek sonrasında, baş aşçının masaları dolaşarak memnuniyetimizi ölçmesi de oldukça inceydi.
Bir sürpriz.. Cumartesi akşam yemeğinde, masamıza gelip pazar kahvaltısının brunch şeklinde olacağını ve canlı müzik eşliğinde saat 12ye kadar süreceğini söyleyen görevliyi yanaklarından öpmek istedim. Benim gibi uykuyu sevenler için oldukça değerli bir haberdi J
ESPA’ da masaj yaptırmak, sonsuz havuzda yüzmek, yelkenli ile açılarak rüzgarı yüzünüzde hissetmek, odanızdaki jakuzinin keyfini çıkarmak, su kayağı ile adrenalini yaşamak, bu otelde yapabileceğiniz diğer aktivitelerden sadece birkaçı..
Yolunuzu bir gün Marmaris’ e çevirmenizi ve bu oteldeki bir tatili kendinize hediye etmenizi tavsiye ederim. Memnun kalmanız dileğiyle..
Sevgiler,
İpek
Notlar:
*Otelin konumu sayesinde, birçok oda gibi bizim odamız da deniz manzaralıydı. Önümüzdeki terasta, oturma grubu ile birlikte, güneşlenmek veya uzanıp manzarayı seyre dalmak için 2 adet şezlong da vardı. Odamız oldukça konforluydu.
*Misafir ilişkilerinden, oda temizliğini yapan görevliye, elektrikçiden, tekneleri kullanan görevlilere, garsonlardan cankurtaranlara kadar tüm çalışanlar güler yüzlü ve işlerini en iyi şekilde yapıyorlar.
*Meraklısına bir de magazin haberi; bizimle birlikte kanoya binenler arasında, “Mahidevran Sultan” Nur Fettahoğlu da vardı. J


6 Şubat 2012 Pazartesi

Şımartılmak İsteyenler Güral Sapanca’ ya..

Uzaklaşmak istiyoruz…
Şehrin gürültüsü, kalabalığı, trafiği; iş yoğunluğu; stres; sorumluluklar…
Hepsi teker teker etkisini yitiriyor…
İlerliyoruz, ilerliyoruz ve Güral Sapanca’ ya varıyoruz.

Soğuk bir gün...
Arabadan iner inmez soğuğu kulaklarımda hissediyorum.
Otelin lobisine girer girmez, kocaman gümüş vazo ve içerisindeki iri, bol yapraklı, soluk pembe güller bizi karşılıyor. Soğuk birden sıcağa dönüşmeye başlıyor.

Odamız dağ manzarasına sahip ve SPA’ ya iniş için yapılan asansöre çok yakın. Odaya bizim için bırakılmış bornozumuzu ve terliğimizi giyip, kendimizi önce havuza, sonra da hamama atıyoruz.

Havuz ayrı bölümde, hamam ve SPA ayrı bölümde (bir arada) yapılmış. Ilık ve sıcak olmak üzere 2 adet kapalı havuz var. Çocuklu misafirler çoğunlukla sıcak havuzu tercih ediyor. Havuz başı bar, dileyenler için hazır ve nazır olarak bekliyor.











Hamam ve SPA bölümünün girişinde, size yardımcı olmak için görevliler bekliyor. Portakal aromalı suyunuzu yudumlayıp masaj randevunuzu alabilirsiniz.
Önce giyinme odası, sonra Vitamin Bar, ardından hamam, SPA Keyif Havuzu, Bio Sauna, Fin Saunası, Fin Hamamı, Kar Çeşmesi, Şok Duş… Herkese uygun bir seçenek var.

Türk hamamı bölümünde, bayanlara özel ve karışık olmak üzere iki ayrı seçenek var. Hamam sevenler için kese ve köpük masajı çok keyifli, çok rahatlatıcı.
Mis gibi sabun kokusu anneanne, babaannelerimizin zamanına götürüyor.
Yıkanma faslı bittikten sonra, iki hamam bölümünü birbirine bağlayan dinlenme odasına geçiyoruz. Dinlenme odasında, çinili duvarlar, tablolar ile bezenmiş; yumuşak koltuklar ve ahşap oymalı sehpalardan köşeler yapılmış. Sodalı ayran ikramı ile ferahlıyoruz.

Piyano eşliğinde 5 çayına geçiyoruz.
Klasik tarzda döşenmiş ve büyük ve gösterişli avizelerin olduğu lobi, oldukça geniş ve ferah. Yüksek tavanlarından gösterişli avizeler sarkıyor.
Teyzeler mırıl mırıl sohbet ediyor, amcalar gazete okuyor, gençlerin ellerinde ipadlar, çocuklar gidip gelip tatlılardan alıyorlar… Biz de sohbet edenlerdeniz..




Akşam yemeğinden önce, otel içerisinde biraz dolanıyoruz. Otelin çeşitli yerlerinde kahve fincanları, vazolar, biblolar ve en ilginci minyatür ayakkabılar sergileniyor. Kahve fincanları ve vazoları satın alabilmek için mağaza da mevcut.

Restorana canlı müzik eşliğinde karşılanıyoruz. Akşam yemeği, açık büfe olarak servis ediliyor. Yemekler, mezeler, salatalar, tatlılar oldukça lezzetli.

İkinci güne güzel bir kahvaltı ve sonrasında hafif bir yürüyüş ile başlıyoruz.
Hava tertemiz, mis gibi..
Kırmızı, mavi, yeşil olmak üzere 3 parkur belirlemişler. Tercihim orta düzey olandan yana J Sık ağaçların arasından, güneş ışınları geliyor. Yerler hafif çamurlu, bol yapraklı.. Patikanın kenarından yürüyoruz, hafif bir yuvarlak çizerek tekrar bahçeye dönüyoruz.
Yaz ziyaretçileri için bahçede açık havuz, tenis kortu, oyun alanları da var. 


Bahçenin ortasında taş bina, içerisinde odun fırını. Anadolu mutfağından çeşitler sunan Farina Ocakbaşı’ nda aklımız kalıyor, ama bir başka sefere bırakıyoruz.

Oteli keşfe devam…
SPA Keyif havuzunda tüm masajları tek tek deniyorum. Sonra, camdan yansıyan güneşle mayışıp, orman manzarasını eşliğinde, portakal ve greyfurt aromalı suyumu yudumluyorum. Arada da dergileri karıştırmayı ihmal etmiyorum.

Masaj için mumların yandığı, aromatik kokuların yayıldığı, mistik bir bölüm yapmışlar. Çekik gözlü, sempatik, bayanlar bizi kapıda karşılıyor ve masaj odasına yerleştiriyor.  Thai, Bali, Aliva, İsveç, v.b. birçok masaj arasından, Geleneksel Bali Masajı’ nı tercih ettik. Yaklaşık 50 dakika sürüyor. Enerji akışını düzenliyor, enerji seviyesini düzeltiyormuş. Masaj konusunda çok bilgim olduğunu söyleyemem, ama rahatlattığı kesin.

Bu kadar gevşedikten sonra, Pazar gazetelerimizi, renkleri tam bana göre olan Leylak Bistro’ da okuyoruz.  Eflatun, lila ve morun tonlarında yumuşacık koltuklara gömülüyoruz, güneşin yansıması altında Türk kahvemizi yudumluyoruz. Bu bölüme bayıldım diyebilirim.  (Yine Leylak Bistro’ da akşam da, canlı müzik vardı, ama aynı hava yoktu.)

Şımartılmış bir şekilde dönüş yolculuğuna geçiyoruz.

Güzel bir hafta sonu geçirmek isteyenlere..

Sevgiler,
İpek

Kısa Notlar:
*Hamamda, kese ve köpük masajında, eski Türk filmlerinde gördüğümüz çatır çutur kol bükme sahnelerini unutun! Burada her şey estetik, dinlendirici J

*Havuz ve SPA&Hamam bölümlerinde, her yerde, temiz havlu alabileceğiniz, kirli veya ıslak havlunuzu bırakabileceğiniz sepetler var. Elinizde sürekli havlu taşımak zorunda değilsiniz.

*Sauna ve buhar banyosunda kalamayanlar, bunalanlar için Bio Sauna iyi bir alternatif. Sıcaklık 50degC civarındaymış, daha dayanılır olduğunu söyleyebilirim.

*Çocuklar için akşam yemeğinde özel bölüm yapılmış, minik misafiler için tek kullanımlık mama önlüğü bile düşünülmüş. Ayrıca, oyun salonu ve açık havuzda mini aquapark da mevcut.