2 Aralık 2012 Pazar

Borusan Contemporary: Ofiste Sanat Var!


Uzun zamandır görüşemediğim, çok sevdiğim bir arkadaşımla hafta sonu buluşmaya karar veriyoruz. Hadi bu sefer bir değişiklik yapalım, sohbet öncesinde “Perili Köşk” e gidelim diyorum.

Tarihi 1910lu yıllara dayanan “Perili Köşk”, Mayıs 2002’ den bu yana Borusan Holding’ e ait. Eylül 2011 den beri ise, hafta içleri ofis olarak kullanılırken, hafta sonları ziyarete açık çağdaş sanat müzesi olarak kullanılıyor.

“Perili Köşk” ismi, kimine göre uzun süren inşaat esnasında boş kalan katların çıkardığı uğultudan, kimine göre ise zamanında bu binada yaşayan ve yine burada hayatını kaybeden peri gibi güzel bir kızdan geliyor.

Şanslıyız, ücretsiz rehberli turumuz 10 dakika sonra başlıyor.  
Borusan Holding’ e ait 600’ den fazla parçadan oluşan koleksiyon, ziyaretçilerin tamamını görebilmeleri için 3 aylık periyodlarla değiştiriliyormuş. Rehberimiz baştan bizleri bilgilendiriyor, bu eserlerin fotoğraflarını çekmemize izin yok.

Binadaki ofisler, toplantı odaları, dinlenme salonları, koridorlar, merdivenler, teras, kısacası tüm alanlar sergi için değerlendirilmiş. Her yerde farklı bir eser görüyoruz.

Örneğin, koridorlarda gördüğümüz duvar kağıtları, Borusan Holding için özel olarak yaptırılmış. Desen olarak firmanın simgesi borular seçilmiş. Tüm binanın katlarında var ve izleyiciye sonsuzluk hissi veriyor.

Dışarıdan da gördüğümüz, teras katındaki kule şeklindeki oda, daha evvel gözetleme için kullanılıyormuş. Borusan ile birlikte, yöneticilerin kahve odası olarak kullanılmaya başlanmış. Sanatçı Ekrem Yalçındağ, kahve çekirdeğinin 12’  den fazla renk tonu ile odayı dizayn etmiş.

Koleksiyonda, üzerinde 2 adet solar panelin olduğu kinetik bir heykel görüyoruz. Bu paneller güneşin ışığından ve spot ışıklarından faydalanarak, heykelin enerji üretmesinde yardımcı oluyorlar ve oluşan enerji ile heykelin alt kısmında bulunan ve saza benzeyen çalgının tellerine vurularak ses çıkartılıyor. Toplanan enerjiye bağlı olarak 20 ile 30 dakikada bir ses duyabilmek mümkün. Bu anlamda, gördüğümüz aslında fonksiyonel bir heykel.

Bir başka eser, özel bir programlama ve kamera ile oluşturulmuş olan “Eskiz Aynası”. Karşısına geçtiğinizde, görüntünüzü eskiz resime çeviriyor. Sanatçı, seyircisini de içine katan interaktif bir çalışma yapmayı hedeflemiş.  

Tam da bu eseri rehberimizden dinlerken 2 eğitmeni ile birlikte çocuklardan oluşan bir grup geliyor. Eğitmenler, çocukların çağdaş sanatla ilişki kurabilmeleri için sorular yöneltiyorlar. Eskiz Aynası, çocukların ilgisini çok çekiyor. Her biri ekranda gözükebilmek için şekilden şekile giriyorlar. Bir süre onları izliyoruz, sonra devam ediyoruz.

“56 Küçük Helikopter” adlı video çalışması, biz odaya geldiğimizde bitmek üzereydi, bir süre sonra yeniden başladı. Bir oda içerisinde bulunan oyuncak helikopterler belli bir düzen ile dizilmiş halde duruyorlar. Hepsi aynı anda harekete geçmeye çalışıyor, kimisi anında havalanıyor, kimisi çaba sarf ediyor, ama yerde kalıyor. Ama sonunda, hepsinin pilleri bitiyor ve odanın farklı taraflarına saçılıyorlar. Çalışma hayat olarak yorumlanabilir. Holding binasında seyrettiğimiz için de iş hayatındaki kaos olarak da düşünülebilir. 

Bununla birlikte, koleksiyon çerçevesinde gerçekleştirilen ve yine 3 ayda bir değişen geçici sergiler de var. Biz, Avusturyalı sanatçı Brigitte Kowanz’ a ait Uzun Sözün Kısası ( Cut A Long Story Short” ) adlı sergiyi görme fırsatına eriştik.


“Akla Yatkın” isimli eserinde, bütün çizgiler mors alfabesinde bir harfe işaret ediyor. Sanat eserinin ismi, aynı zamanda sanat eserinin içerisinde görülmektedir. Bir başka eserinde, Neon ışıklarla ve Mors alfabesiyle “Cut A Long Story Short” yazılmış.
“Açıklığın Büyüsü” eserinin, alt kısmı çelik olarak dizayn edilmiş. Eserin etrafında dönüş yaptığınız zaman her açıdan farklı bir kırılma, gölge gözüküyor. Sanatçı, eserin, bizim gözlemimizle sanat eserine dönüştüğünü belirtiyor.

Mors alfabesinin tamamının gözüktüğü bir başka eser ise, sanal ile gerçeklik arasında bırakan bir çalışma olarak yorumlanıyor.

Borusan Holding “Perili Köşk” binası, Rumelihisarı’ nda muhteşem bir manzaraya sahip. Gezi esnasında, teras katına çıktığımızda, tura katılan birçok misafir gibi biz de, Boğaz’ ın muhteşem maviliğini arkamıza alarak bir sürü fotoğraf çekiyoruz. Aynı zamanda, birinci katta yer alan kafesinde de soluklanmak, mavinin keyfini çıkarmak mümkün.

Gezimizin sonunda arkadaşım; "Borusan iyi ki bu binayı almış ve müze haline getirmiş. Bu tarihi binayı yaşayabiliyor, bu güzel müzeyi gezebiliyoruz. " dediğinde çok mutlu oluyorum. Tüm sanatseverlere tavsiye ederim.

Sevgiler,
İpek

Not:
*  Borusan Contemporary’ de 5-14 yaş arası çocuklar için 15-20 kişilik gruplar ile atöyle çalışmaları yapılıyor. Rezervasyon ve detaylı bilgi için 0212 3620096 numaralı telefondan ya da info@borusancontemporary.com e-posta adresinden iletişime geçebilirsiniz.

26 Kasım 2012 Pazartesi

Safranbolu

Güzel bir sonbahar hafta sonunu, ahşap evleri ve safran çiçeği ile ünlü Safranbolu’ da geçirmeye karar veriyoruz. İstanbul – Safranbolu arası yaklaşık 410 km ve arabayla 4-5 saatte gidilebiliyor.  

Safranbolu’ nun tarihi binlerce yıl öncesine dayanmaktadır. Homeros’ un İlyada Destanı’ nda bahsedilmiş; Bizans döneminden bu yana çeşitli isimler almış, Osmanlının ilk döneminde Borglu (Kaleli şehir) olarak anılmış, son olarak “Zafranbolu” ve Safranbolu’ ya dönüşmüştür. 1994′te UNESCO’nun dünya miraslar listesine girmiştir.

İlk işimiz Hıdırlık Tepesi’ ne giderek, manzaranın keyfini çıkarmak, Safranbolu’ nun güzelim evlerinin fotoğraflarını çekmek oluyor.

Arnavut kaldırımlı dar sokaklarında yürüyerek Yemeniciler Arasta Çarşısı’ na varıyoruz. Kıyafet, hediyelik eşya, takı satılan küçük dükkanları, lokumcuları tek tek geziyoruz. Arkadaşım, hediye olarak aydınlatmalı minyatür ahşap evlerden alıyor.

Soluklanmak için, asma yapraklarının altına kurulmuş Arasta Boncuk Kahvesi’ ne uğruyoruz. Közde pişen Türk kahvemiz, meyve şurubu ile ikram ediliyor.  Leziz mi leziz.. Bölgeye özel Bağlar Gazozu’ nu da mutlaka tatmanızı tavsiye ederim.
Akşam olmadan, Cinci Han, Cinci Hamamı ve Demirciler Çarşısı’ nı da geziyoruz.

Tarihi İpek Yolu üzerine kurulmuş kervansaraylardan biri olan Cinci Han, bugün otel ve kafe olarak işletiliyor. Avlusu ve Han Ağası Odası ile ise turistik ziyarete açık.

Akşam yemeği Çevrikköprü’ de kuyu kebabı..

Konaklama için seçenek çok; konakların birçoğu günümüzde otel hizmeti veriyor.
Kadıoğlu Şehzade Konakları, Gökçüoğlu Konak, Mehveş Hanım Konağı, İmren Lokum Konağı, Çeşmeli Konak, Nermin Hanım Konağı..
Her birinin internet sitesi mevcut, odalarını ve bahçelerini görebiliyorsunuz. Biz rezervasyonda geciktiğimiz için çoğunda yer yoktu. Bizim seçimimiz, Çeşmeli Konak oluyor, çok da memnun kalıyoruz.
Odamız oldukça geniş, yerler, tavan ve cam ahşap. Tavandaki harika ahşap oymacılığını görmeniz lazım. Cam kenarında sedir ve üzerinde yastıklar mevcut.

İkinci gün sabah uzaklardan gelen bir çan sesiyle uyanıyorum. Acaba burada kilise mi var diye düşünüyorum. Hiç araba gürültüsü yok.
Uyandığımda manzaram, güneşli ve parlak bir hava ile Safranbolu manzarası..


Bahçede yaptığımız güzel kahvaltının ardından, yürüyerek Eski Hükümet Konağı’ na gidiyoruz. Günümüzün “Kent Tarihi Müzesi” tepeye kurulmuş, tüm heybetiyle her yerden görülebiliyor. İçerisinde Safranbolu’ yu anlatan eski resimler, yazılar, bazı eşyalar ve de dönemin mesleklerinin mizansenleri var. Bahçesinde bulunan tarihi saat kulesi halen çalışıyor. Meğer sabahki çan sesi buradan geliyormuş. J



Safranbolu’ ya gelip safranlı lokum almadan olmaz. İmren Lokum’ a gidiyoruz, safranlı lokumumuzu alıyoruz, arka taraftaki kafesinde bükme ve safranlı çayımızı içiyoruz. İmren lokum binası, kurucuları Hidayet Bey tarafından Rumlardan ticarethane olarak alınmış. Evlerin sadece giriş katı taş ise Osmanlılardan, giriş ve üst katlar taş ise Rumlardan kalmış olduğunu anlayabilirmişiz.

Çarşıda gezerken, Safran çiçeğini ilk defa gördüğümü fark ediyorum, bayılıyorum. Soğanlarından almak için bir dükkana giriyoruz ve safran çiçeğinin sayısız yararını bir çırpıda öğreniyoruz. Neler mi? Sinirleri yatıştırıyor, cildi güzelleştiriyor, karaciğere ve sindirim sistemi rahatsızlığına iyi geliyor, vücut direncini arttırıyor, boya ve mürekkep yapımında kullanılıyor. Kendi ağırlığının 100bin katı oranında bir sıvıyı sarıya boyayabiliyormuş.
    
Son olarak Kaymakamlar Gezi Evi’ ni ziyaret ederek örnek bir Safranbolu evini görmüş oluyoruz. Burada, evler genellikle 2 ya da 3 katlı olmaktadır. Bizim gezdiğimiz örnek evin ikinci katı; başoda (misafir odası), gelin odası, sofa, mutfak ve kilerden oluşuyor. Tüm odalar sofaya açılır şekilde tasarlanmış, çünkü yemekler burada yeniyor, sıra geceleri burada düzenleniyor, oyunlar burada oynanıyormuş.
Gezdiğimiz ev gibi, gelir düzeyi daha yüksek olanlarda, haremlik ve selamlık için iki ayrı giriş yapılıyormuş. Haremden selamlığa hizmet için, mutfak ile sofa arasında dönme dolap var. Kaplar bu dolabın raflarına konuluyor, döndürüldüğünde diğer taraftan alınabiliyor.
Bana göre en ilginci, odalarda hem yüklük hem de banyo olarak kullanılan dolaplardı. Dolabın kapağını açıyorsunuz, içerisinde yıkanıyorsunuz, işiniz bittiğinde temizleyip yüklük olarak kullanıyorsunuz. Günümüzde yaygın olan ebeveyn banyoları Safranbolu’ dan çıkmış olabilir mi? J


Sevgiler,
İpek

Notlar:
*Arabayla giderken, Karabük il sınırından girer girmez sağlı sollu mısırcılar gözümüze çarpıyor. Süt mısırlarımızı alıp, yola devam ediyoruz. Dilerseniz çay eşliğinde mola da verilebilir.

*Arabayla gitmek istemeyenler, tur şirketlerinin organizasyonlarına katılabilir.

*Safranbolu’ daki her yeri gezmek, görmek isterim, ama yürüyecek halim yok derseniz “Safranbolu’ da Zaman Turları” na katılabilirsiniz. Dileyenleri üstü açık shuttle ile gezdiriyorlar.

*Safran çiçeğini tarlalarda görmek istiyorsanız, Davutobası köyüne gidebilirsiniz. Hasat genellikle Ekim sonu – Kasım ortası arasında yapılmaktadır.

14 Ekim 2012 Pazar

Kosinitza

Hayret, hep yanından geçtiğimiz Kuzguncuk semtini daha önce hiç dolaşmamışım!

Burada, Türk, Rum, Yahudi ve Ermenilerin hepsi bir arada yaşıyor. Fırını, kasabı, kahvehanesi güzel ve geleneksel bir mahalle… Aynı bahçe içerisinde hem camii, hem de kilise var.
                                

Sokakları dolaştıkça şaşkınlığım artıyor. Neler var neler..

Eczane vitrini ufak çaplı bir müze gibi.. Eski tip yazar kasa, deney tüpleri, kullanılıp atılmayan cinsteki şırıngalar, artık dizilerde gördüğümüz Kızılay ilaç kutuları..

Bir Kuzguncuk Dükkanı’ nda takı, tablo, bardak altlığı gibi çeşitli tasarım ürünleri..

Harmony Sanat Galerisi’ nde Ercüment Tarhan’ ın “Konuşmalar” isimli resim sergisi..

Restore edilmiş, cumbalı evler.. Mavi, sarı, pembe,..  Camlardan çiçekler sarkıyor..



Tüm heybetiyle 89 yıllık, Simotas Binası.. Refika Birgül tarafından “Mucize Lezzetler” in yaratıldığı bina, zamanında Arditi ailesi tarafından yaptırılmış, çeşitli vesilelerden sonra Birgül ailesine geçmiş. Bugün, kim ne yapıyor diye merak edenler, keyifle internet sitesine göz gezdirebilir.

Mini butikler, mini kafeler, sokağa atılmış masa sandalyeler..

Kuzguncuk’ un eski adının Hrisokeramos ya da Kosinitza olduğu rivayet ediliyor. Akşam yemeğimizi Kosinitza’ da yiyoruz.
İçeriye girince sanki kendimizi yurtdışı seyahatinde gibi hissediyoruz. Loş ışıklı, 7-8 masanın olduğu ve daha çok Fransa’ da sokak aralarında karşılaştığımız, küçük ve lezzetli kafelere benziyor.

Menüsü deniz ürünleri ağırlıklı, ama tam olarak hangi bölgenin mutfağı karar veremiyorum. Şefimize sorduğumuzda anlatmaya başlıyor.
Kosinizta’ nın sahibi aslında Kimya Mühendisiymiş ve bu işi hobi olarak yapıyormuş. Sezon harici daha az yoğun zamanlarda, dünya ülkelerini geziyormuş ve en beğendiği yemekleri, kendi hünerini de katarak menüye ekliyormuş. Daha çok Fransız ve İspanyol ağırlıklı olmak üzere Dünya Mutfağı diyebiliriz.
Aynı şekilde, şaraplar da bağ bozumlarında tek tek tadılıyor ve menüye beğenilen şaraplar ekleniyormuş.

Mini kaselerde tadımlık balık çorbasıyla ziyafete başlıyoruz. Şefimiz, farklı birçok farklı lezzeti deneyebilmemiz için her şeyden küçük porsiyonlar ile denememizi öneriyor.
Beşli meze tabağına, karamelize soğanlı çupra, mürekkep balıklı bombay fasulyesi, hamsi salata, patlıcan salatası ve arpacık soğanlı baby kalamar alıyoruz. Hepsi birbirinden güzel.. Favorimiz karamelize soğanlı çupra oluyor.

Ana yemek olarak ise, 2 kişilik hünkar beğendili dülger balığı ile yine 2 kişilik milföylü porçini mantarlı dil balığı güveç yine tavsiye üzerine masamızda yerini alıyor. Arkadaşlarım ve eşim dülger balığına, ben de dil balığı güvece bayılıyorum.

Yemek sonrası kahve için sahildeki parka gidiyoruz. Banklara oturunca kahve/çay içmek istiyorsanız, masanız hemen önünüze açılıyor, servis yapılıyor. Kahvemizi yudumlarken, boğazın manzarasını seyredalıyoruz.

Sevgiler,
İpek

Not:
*  Simotas Binası detayları için http://www.simotasbinasi.com/
* Kosinitza’ ya gitmeye karar verirseniz, rezervasyon yapmayı unutmayın. Özellikle hafta sonu tüm masalar dolu oluyor.

2 Ekim 2012 Salı

Kağıthane “House of Paper”

Kağıthane “House of Paper” ı, tamamen tesadüf eseri, çok güzel bir akşam üstü yürüyüşünün sonunda, Fransız Geçidi’ nde keşfettim. Renkli vitrini ilgimi çekti, kendimi içeri attım ve küçücük dükkanda neye bakacağımı şaşırdım.

Defterden takvime, yelpazeden magnete, bardak altlığından Amerikan servisine, afişten kitap ayıracına, takıdan thsirte ne ararsanız var. Her biri kağıttan yapılmış, tasarım harikası ürünler... Eğlenceli mi eğlenceli…

Çok aşığım diyenlere, aşk defteri!


Çalışırken sıcak-sıkıntı basanlara, pamuk şekerinden yelpaze J


Çay düşkünlerine, dantel(!) bardak altlığı J



Sordum, Nişantaşı’ nda da mağazaları varmış.
Merak edenlere bol resimli web sitesi: http://www.kagithane.com.tr/

Kendi sloganlarıyla ” Yeter ki kağıt olsun, hayatımızda olsun.”

Sevgiler,
İpek

Not:
*Bu mağazadan elim boş çıkmadım, çıkamadım. Kendime, magnetli kitap ayıracı aldım. İsmi, mutluluğa anahtar…

*Firmalar için kurumsal ürünler de hazırlıyorlarmış. Yeni yıl için düşünenler şimdiden irtibata geçiyorlarmış.